ana sayfam yap künye e - mail
ANASAYFA BIYOGRAFI MAKALELER SIIRLER RSS AKIŞI ANKETLER VIDEOLAR İLETİŞİM
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
PARİS GÜNLERİM
19 Mayıs 2017, 19:09

PARİS GÜNLERİM

Fransız Senatosunda Ermeni Soykırım Yasasının inkârının reddini oylamasının yapılacağı günün sabahı Sabiha Gökçen Havaalanından eşimle birlikte Parise uçuyorum.

PARİS GÜNLERİM (1)
Fransız Senatosu’nda Ermeni Soykırım Yasası’nın inkârının reddini oylamasının yapılacağı günün sabahı Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan eşimle birlikte Paris’e uçuyorum. Birçok işlemlerden ve turnikelerden geçip uçağa bindik. Kemerlerimizi takıp, telefonlarımızı kapattık. Uçuşa geçmekte olduğumuz yapılan anonslarla anlıyoruz. Arada cafemi içip kitap okuyorum. Eşim de tespih çekmekle meşgul. Orly Havaalanı bana geçmişte yaşanan acı bir hadiseyi anımsatıyor. Ermeni ASALA örgütü tarafından 15 Temmuz 1983'te Türk Hava Yolları'nın Paris Orly havalimanındaki bürosuna karşı terör saldırısı. Olayda patlatılan bomba ile 2'si Türk, 4'ü Fransız, 1'i Amerikalı, 1'i de İsveçli olmak üzere 8 kişi ölmüş, 28'i Türk, 55 kişi de yaralanmıştır[ Ekrandaki yol güzergâhına bakarak ve camdan yeryüzünü seyrederek seyahatimiz devam ediyor. Dağlar ve bulutlar kanatlarımızın altında. Yapılan anonsta Orly Havaalanı’nın parçalı, çok bulutlu olduğu belirtiliyor. Ne tesadüf ki siyasi hava da aynı. Ömrümün ilk uçuş sendromunu da atlatmış oluyorum. Diğer yolcularda da uyuma, yeme-içme ve okuma hallerini gözlemliyorum. Uçakta hosteslerce alkol ve sigara satışı yapılıyor. Tuhafıma giden de şu: içki içilebiliyor fakat sigara içmek yasak. Saatler sonra yeniden kemerlerimizi bağlayıp Orly’de inişe geçiyoruz. Bagaj ve pasaport işlemlerinden sonra kapıda bizi heyecanla bekleyen oğlum Bilgehan’la kucaklaşıyoruz. Bilgehan’ın arkadaşı Selçuk’un otomobiliyle eve doğru yol alıyoruz. Yemeğimizi yiyip, çayımızı içtikten sonra Paris’i turlamaya başlıyoruz. Edebiyat merakımdan mıdır ilk olarak Montaigne’in anıtının önünde ilk fotoğrafımızı çekiniyoruz. Saatlerimizi de bir saat geriye alarak yerel saate göre uyumlu hale getiriyoruz. Ermeni yasa tasarısının oylanacağı Fransız Senatosu’nun önündeyiz. Türk yurttaşlarımızın yasa tasarısına karşı gösterileri var. Paris’in mimarisi cezp ediyor insanı. Dev yapılar, caddeler… Geniş kaldırımlar gözlerimi büyülüyor. Binaların her biri birbirine benziyor. Ve en azından 300-400 yaşındadırlar. İnşaat işleri, yok diyebilirim. Küçük çapta olan inşaatlarda da olağanüstü güvenlik önlemleri alınıyor. Burda adeta demir, kum ve çimento satılmıyor. Gecekondudan eser yok. Evler çok pahalı. Kiralar da ev fiyatları gibi. Paris’te bir evin varsa trilyonersin demektir. Trafik akışı bizdekinin aksine çok düzenli. Yayalara her zaman geçiş üstünlüğü tanınıyor. Karayolu trafiğinin yükü çok hafif. Genelde ulaşım raylı sistemle gerçekleştiriliyor. Adamlar, yüz seneye yakın zamanda raylı sisteme geçmişler. Paris’in en çok ekmeğini sevdim, diyebilirim. Ekmeği bizdeki gibi poşetlerde değil, özel kâğıt ambalajında alıcılarına sunuyorlar. Sokakta yürürken sık sık cafe ve restaurantlar gözlerime ilişiyor. Sokak başı meyhane. İçenin çok olmasına karşılık sarhoşluk hallerinin görülmemesi de bende hayretler uyandırıyor. Paris, adeta tarihi eserler ve parklar cenneti. Lüksemburg Parkı bir harika. Fransızlar, tarihlerini çok önemsiyorlar. Birçok durağa ünlü kişilerin adları konmuş. Parklar, olumsuz davranışların sergilenmemesinden olacak akşamları erkenden kapatılıyor. Sokakta ve metroda öpüşmelerin çok sık görülmesine karşılık, aile bağları bizdeki gibi güçlü değil. Dilencilik, Paris’in de olmazsa olmazlarından. Bizdeki dilencilerin dualarına karşılık onlarda sanat icra ederek, deyim yerindeyse emekleriyle yardım umuyorlar. Kimsesiz insanlar da sokak kenarlarında veya yeraltı treni köşelerinde gecelemektedirler. Bizdeki gibi, komşuluk bağlarının güçlü olmamasından olacak ki devlet yalnız ve kimsesiz yurttaşları periyodik zamanlarda evlerini ziyaret ederek hasta veya ölmüş olma ihtimalini göz önüne alarak sosyal bir devlet anlayışını sergilemektedir. İkinci gün, Paris Camisi’ni ziyaret ettik. Orada bir öğle namazını eda eyledik. Cami, Fransız devletince inşa edilmiş. Mimarisine diyecek yok.. Arap halklarının gönlü alınmaya çalışılmış. Caminin ibadet yeri dar olmasına karşılık diğer kısımları geniştir. Cuma gününün dışında ziyaret akınına uğramaktadır. Eskiden kalabalık olduğu anlarda cemaat sokağa kadar taşıyormuş. Çıkarılan yasa ile cami dışında ibadet edilmesi yasaklanmış. En çok ezan sesini özledim. Çünkü Paris’te ezan, caminin içinde okunuyor. Camiden çıkış, öyle Bastille Hapishanesi’nden boşanırcasına yoğun değil. Birçokları içerde ya Kur’an okumaktalar ya da birşeyler yiyip- içmekteler. Paris Camisi eve yakın yerde olduğundan arada sırada gitme fırsatımız oluyordu. Paris’te bizdeki gibi her yerde cami olmadığından namazlarımızı cem etme zorunda kalıyorduk. Üçüncü gün, kilise ziyaretindeydik. Bu, benim, ikinci kilise ziyaretim oluyor. İlkini geçen yıl Diyarbakır’da gerçekleştirmiştim. Paris’in ünlü Notre Dame Katedrali’ndeydik. Sanatıyla ve mimarisiyle dev bir yapı. Dünyaca ünlü bir katedraldir. Paris'in diğer tüm önemli yapıları gibi Seine Nehri'nin kıyısındadır. Turistler açısından popüler bir yerdir. Çıkışta, süvarilerin gösterilerini izledik. .Meydanda bol bol resim çekindik. Katedrali ziyaret edenler için oluşturulan paylaşım kutusuna şu dörtlüğü yazıp koydum. Efkârımı dağıtmadın Yar sanırdım seni Paris. Yüreğimi soğutmadın Kar sanırdım seni Paris. Dizeleri Paris için yazdığım ilk şiirimin ilk dörtlüğünü oluşturmaktadır. Sen Nehri, Fransa’nın önemli bir akarsuyudur. ‘Paris’te Sen’i gördüm’ sözü, herkes tarafından bilinen bir sözdür. Turistik açıdan da önemlidir. Nehir, Paris’in içinden büklüm büklüm geçmektedir. Zarif parklarla dolu Seine Nehri kıyılarının manzarası, kusursuz bir tablo gibidir. Uzun bir geçmişe dayanan Seine Nehri, sayısız tarihî kalıntılar ve turistik yerler barındır. Paris ismi, 2 bin yıl önce bu bölgede bulunan Gaulois milliyetinin Paris kabilesinden kaynaklanmıştır. 2 bin yılı aşkın tarihinde Paris, Seine'in iki yakasına sürekli yayılarak sonunda dünyaca ünlü bir şehir haline gelmiştir. Seine Nehri'nin kentin gelişme sürecinde oynadığı itici rol nedeniyle Paris, "Seine'in kızı" olarak da adlandırılır. Paris'in güzelliği, büyük ölçüde kentin ortasından yavaş yavaş akan Seine Nehri'nden kaynaklanır. Seine Nehri çevresinde gelişen Paris'teki önemli binaların çoğu, nehir kıyısında bulunmaktadır. Seine Nehri kıyısındaki "Louvre Müzesi", "D'Orsay Müzesi", Notre-Dame ve Eiffel Kulesi gibi ünlü yapıların hepsi nehirde yapılan bir turla görülebilir. Ayrıca Seine Nehri'nde dolaşırken, her biri kendine has özellikler taşıyan çeşitli köprüler de sık sık göze çarpar. Kentte büyüklü -küçüklü toplam 35 köprü vardır. Her biri bir tarih olan bu köprülerin adlarının çoğu önemli tarihsel olaylarla ve ünlü kişilerle bağlantılıdır. Sen Nehri, şair ve yazarların esin kaynağı olmuştur. Her fırsatta Sen Nehri’nde resim çekinip fotoğraf albümümde yer vermeye özen gösterdim. Paris’in ve Sen Nehri’nin benim duygu dünyamda azımsanmayacak kadar büyük çığır açacağını düşünüyorum. Dolunaylar, geceler Eğilir Sen Nehri’ne. Duygular, düşünceler, Dağılır Sen Nehri’ne. (25 Ocak 2012 / Paris) Muhammet AVCI Camili/ Adapazarı
PARİS GÜNLERİM 2
 Paris’te ‘Türk Mahallesi’ adıyla anılan bir yerleşkeden söz edilmektedir. .  Burada Türk nüfus yoğun olarak yaşamaktadır. Türkçe tabelaları o kadar sık ki, insan burada kendisini İstanbul’da hissediyor. Orada, Türk lokantaları, Türk marketleri ve Türk kuaförleri hizmet vermektedirler. Marketlerde tüm Türk ürünlerini bulabilirsiniz. Alkol, Türk marketlerinin de olmazsa olmazlarındandır. Çünkü Türk marketlerden Fransızlar da alış veriş yapmaktadırlar.  Paris’in diğer merkezlerinde yaşayan Türkler de gelip Türk Mahallesi’den alış veriş yapmaktadırlar. Lokantalarda kebap ve baklava yiyebilirsiniz. Fransa’ya kaçak yollardan gelenlerin ilk işyerleri inşaatlar ve ardından lokantalar gelmektedir. Oturma iznini alan Türk yurttaşımızın kısa zamanda işinin patronu olması kadar kolay şey yoktur.
                   Fransa benim nem’e lazım.
                   Ne sevincim var ne hazım.
                   Yanıklı’da kaldı yazım.
                    Kışlarımla Paris’teyim.
             Tuvaletlerine diyecek yok. Hem temiz, hem bakımlı. Ücretsiz olması da cabası. Tuvaletlerde hiç kimse istihdam edilmemektedir. Yalnız bizdeki gibi kadın ve erkeklerin ayrı ayrı değil. Her tuvalette klozet bulunmaktadır. Fakat taharet etme şansınız bulunmamaktadır.  Tuvaletler öyle bir sistemle donatılmışlar ki kendi temizliğini kendisi yaptıktan sonra kapı açılıp isteyen girebiliyor. Duvarlarda iğreti yazılar bulunmamaktadır.
             Fransız okuyor. Metro da bile ellerinde kitap var. Gazete okuma oranı bizden kat kat fazla. Bizdeki Adacenter gibi dev yapılarda kitaplar satılıyor. Her katında ayrı kesimlere hitap eden çok katlı kitap satış hipermarketleri vardır. Ben, öncelikle ve özellikle raflarda göz gezdirirken Türk yazarlarını merak ettim. Gibert Joseph kitaplığında Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Enis Batur, Zülfü Livaneli, Sait Faik, Ahmet Altan, Nedim Gürsel, Oğuz Ata, Evliya Çelebi, Elif Şafak, Tahsin Yücel, Tezer Özlü ve Ayşe Kulin’in kitapları vitrinleri süslemektedirler.
               Bir kor başlar kanında
               Lava döner anında
               Hele Sen’in yanında
                Paris’te aşk başkadır
                 Bütün yollar ‘aşk’adır
                         Bir beğenim de bisikletlerle ilgili olanıdır. Paris’te yaşayanlar, belirli mekânlarda park edilmiş bisikletlerle seyahat edip, seyahatlerinin bitiminde bir başka merkeze bırakıyorlar. Bizde ki gibi, bisiklet hırsızlığı yaşanmıyor.
              Yahya Kemal’in sürekli kahvesini yudumladığı Cafe’de ben de bir kahve içme onurunu yaşadım. Victor Hugo’nun evini ve Louwre Müzesi’ni Bilgehan’ın arkadaşı, yazar Mustafa Ruhi Şirin’in oğlu Memduh Cemil ile ziyaret edip bol bol resim çekindim. Louwre Müzesi’ni bir günde gezip, görmek olası iş değil. Bu müze, dünyanın en büyük müzesi ve en çok ziyaret edilen müze olarak anılıyor. Bu yılın sonunda müzeye İslam Eserleri’nin de ilave edilecek olması müzenin önemini arttıracaktır.
              Kaldırımı caddesinden geniştir.
              Bir baştan bir başa gezmek zor iştir.
              O’na çıkan yollar ne üç, ne beştir.
             Paris ünlenmiştir Şanzelize’yle.
              Mezarlıklara gelince, bizdeki gibi aile mezarlıkları yer almaktadır. Fakat mezarlar yan yana değil, üst üstedir. Apartmanlar gibi.  Mezarların mimarisine diyecek yok. Mezarlarda kişilerin isimlerinden başka resimleri de vardır. Mezarlık, oldukça bakımlı ve temiz. Mezarlıkta gezinirken Yılmaz Güney’in de kabrini görmüş olmam bana ‘ Boynu Bükük Öldüler’ romanını anımsattı. Aynı mezarlıkta olduğunu söylemiş olmalarına karşılık Ahmet Kaya’nın mezarına bir türlü denk gelemedim.
            Metrolarda çıkış anlamına gelen ‘sortie’  tabelalarını sıkça görürsünüz. Burada bir Türk’ün  bir anekdotunu anlatmadan geçemeyeceğim.
           ‘Paris’e ilk gelmiştim. Metroyla seyahat ederken nerde olsa ‘sortie’ tabelaları gözüme ilişiyordu. Anlamını bilmiyordum. İçimden ‘Sortie ne kadar büyük bir yer ki bütün yollar Sortie’ye çıkıyor’ dedim. Paris’e ilk geldiğim günlerde tüm mağazalarda olan ‘Soldes’in anlamını merak ettim. Soldes, indirim demekmiş. 0/70’e varan indirimler vardı. Fiyatlar bizdeki gibi 2,99 , 7,99, 39 euro. Fakat bir ürünü satın aldığınızda paranın üstü 1 sent dahi olsa alabiliyorsunuz. Bizdeki gibi 99’lar 100 olmuyor yani. Reklam sektörü çok faal. Her yerde reklam spotu var. Gösterime giren sinema ve tiyatroların reklam spotları  en başta metrolarda göze çarpıyor. Ürünlerin sunumu bir harika.
            Metrolarda bizdeki gibi az da olsa yaşlı ve bayanlara yer veriliyor. Bizdeki gibi adım başı dershane tabelaları bulunmamaktadır. Sözün özü Fransa’da dersane sektörü yoktur. Eğitim, okullarda başlayıp okullarda bitiyor. Paris’te her yerde cami olmadığından namazların cem edilebilirliğini ilk kez burada öğrendim. Diyanetin görevlendirdiği ilahiyatçılar açıkladılar. Paris’te ‘Cheatlet’ adlı bir yer var. Sakarya’daki Çark Caddesi gibi çok işlek bir yer. Ben onu bizdeki ‘cehalet’e benzeterek ‘Paris’te cehalet var’ diye espri konusu yapmaktaydım.
           Karıştırdım günü ayla
           Ne orman var ne de yayla
           Artvin’le ve Yanıklı’yla
           Bir sanırdım seni Paris.
            Muhammet AVCI / Adapazarı
 
PARİS GÜNLERİM 3
 Bilgehan’ın Paris’te çok geniş bir çevresi var. Türk aileler, doktora yapan öğrenciler,gazeteciler ve kaymakam adayları ilk aklıma gelenlerdir. Paris’te bulunduğumuz sıralarda üç gün Türk ailelere konuk olduk. İlk kez Afyonkarahisarlı Mehmet Bey’lerdeydik. Mehmet Bey, çok şakacı ve hayatını gırgıra boğmuş biri.Cömert ve aktif.  Ben kendimi çok konuşkan biri sanırdım ama O’nun yanında adeta dilsiz biri olarak kayıtlara geçtim. Kızı Ayşegül bir avukat. Bilgehan’ı üç sene önce eşi Hasan’la birlikte  Orly Havaalanı’nda karşılayıp , Türk konukseverliğini göstermiş ve tüm işlemlerinde yardımcı olmuşlardı. Bir başka gün Hasanlardaydık. Hasanlar, Erzurumlu, orada ev bark edinmişler, iş edinmişler.Konukseverliklerine hayran kaldım. Hele ki babası Hüseyin Bey, bir Anadolu insanı. Cömert, vefalı ve çok saygılı. Avrupa kültüründen hiç mi hiç dejenere olmamışlar. Mehmet Beylerle dünürdürler. Her iki ailenin konuklarına ikram ettikleriyle küçük bir düğün yapılabilir. Yine bir başka gün Üzeyir Hocalardaydık. Üzeyir Hoca, Samsun- Termeli. Benim bir zamanlar öğretmenlik yaptığım yerden. Üzeyir Hoca, Türk camiinde vaaz hocası, eşi de din görevlisi. Ülkemizin gönderdiği din elçilerimiz onlar. Rize İlahiyat mezunu olup, yeğenim Nebi Gümüş’ün öğrencileriymişler. Yeğenimden övgüyle söz ettiler. Kurban etinden yaptıkları yemek nasibimizmiş.
               Niye Yanık Ozan niye?
               Söz söyletmem ben maziye.
               Atmak için Şarkozi’ye
               Taşlarımla Paris’teyim.
             Diğer günlerde evimize konuk almaktaydık. Bilgehan’ın arkadaşları bize konuk oluyorlardı. Onlara memleketimizin yemeklerinden ziyafet veriyorduk. Paris’te kete, pişi, lokum pişirip Paris’in havasını bozduk diyebilirim. Can, Cemil, Selçuk ve diğerleri. Çok kaliteli gençler. Yazar Mustafa Ruhi Şirin’in oğlu Cemil beni birkaç gün Paris’in muhtelif yerlerinde gezdirdi. Louvre Müzesi’ni, Mona Lisa Tablosu’nu, Concord Meydanı’nı, Dikilitaş’ı bir günde ziyaret etmek fırsatını bulduk. Cemil’in gezilen yerler hakkında oldukça geniş bilgisi ziyareti taçlandırıyor. İdari Hukuk doktorasını yapıyor. Selçuk da Anayasa Hukukçusu. Özel otomobiliyle bizi Orly’den eve, dönüşte de evden Orly’e getirip uğurladı. Can da Vanlı.. Türkiye’den getirdiğim Yanıklı Web takvimlerini Cemil ve Cuma’ya hediye ettim. Takvimlerden biri de Bilgehan’ın evinde asılıdır. Yanıklı’nın takvimleri Paris’e kadar ulaştı, diyebiliriz.
           Günün birinde de Paris’in olmazsa olmazlarından olan Eyfel’e uzandık. Bilgehan, eşim ve ben uzun süren metro yolculuğundan sonra Eyfel’in önüne vardık. Hava Ocak havası. Az soğuk var fakat esintisi çok. Biletlerimizi alıp, turnikelerden geçip asansörle Eyfel’in zirvesine tırmandık.
             Eyfel’e Türk mührü vurmak.
             Ay’a, yıldızlara varmak.
             Yepyeni bir dünya kurmak
              Düşlerimle Paris’teyim.
       Kule, aynı zamanda tüm dünyada Fransa'nın sembolü halini almıştır. İsmini, inşa ettiren firma olan Gustave Eiffel'den alır. En büyük turizm cazibelerinden biri olan Eyfel Kulesi, yılda 6 milyon turist çeker. Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel'in firması tarafından, Fransız Devrimi'nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Paris fuarının giriş kapısı olarak inşa edilmiştir  Hiç ölüm vakası yaşanmamış olması, o günün şartlarında şaşırtıcı bir durumdur.Ancak kule, onu bir utanç lekesi olarak gören Paris halkının tepkisini de çekmiştir. Bazı sanatçılar devasa bir sokak lambasına benzetirken, bir fabrika bacası gibi Paris'in görsel itibarını zedeleyeceğini ileri sürmüşlerdir. Böylelikle devrin sanatçı ve edebiyatçı çevresinde bir kampanya başlatılmış, bu kampanya süresince ünlü sanatçıların imzaladığı bildiriler dağıtılmıştır. Bugün ise Eyfel Kulesi, Dünya'nın en güzel mimari yapılarından biri olarak kabul edilir. Parisliler onu Demir Bayan olarak adlandırırlar. İlk başlarda Eiffel, Kule'ye sadece 20 yıl için müsaade almıştı. Dolayısıyla, 1909 yılında kulenin sökülmesi gerekiyordu. Ancak kule, iletişim için çok uygun yüksekliğe ulaştığından ve yeni yüzyılda Atlantik ötesi haberleşmeye imkân tanıdığından, kalmasına izin verildi.Eyfel kulesinin tepesindeki dünyadaki şehirlerin yönünü ve oraya uzaklığını gösteren bir tablo vardır. Eyfel Kulesi 300 m yüksekliktedir. Zirvesindeki televizyon vericileri 27 m daha yükseklik kazandırır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan çelik yerine demirden inşa edilmiş, özel teknikler sayesinde günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir.200.000 metrekare alanda bulunan Eyfel Kulesi her 7 yılda bir, 60 ton boya ile boyanır. Kulede intihar olayları da yaşanmaktadır. Şu ana kadar 400 kişi bunu gerçekleştirmiştir. Zamanla, intiharların önüne geçmek maksadıyla platformların çıkış noktalarına demir parmaklıklar yerleştirilmiştir.
                 Kim ne derse desin de
                 Paris’te aşk başkadır.
                 Eyfel’in tepesinde
                 Paris’te aşk başkadır.
                 Bütün yollar aşkadır.                                                
               Eiffel’de çok sert bir rüzgâr ve soğuk bir hava vardı. Ona rağmen Eiffel turumuzu tamamlamamız gerekiyordu. Eiffel’den Paris’e bakmanın keyfi bir başka. Eiffel’e çıktığımız günlerde Türkiye ile Fransa arasında çok sert rüzgarlar esiyordu. Biz de buna paralel olarak kabaran milliyetçilik ruhumuzdan olacak ki üzerinde bayrağımızın resmi ve ‘Türkiye her yerde seninleyiz’ afişi açarak bol bol resimler çekindik. Çevredekilerin çatık kaşlı halleri hiç de gözümüzden kaçmıyordu. Eiffel’de hayli zaman çevreyi seyredip ‘Sana bir tepeden baktım Aziz İstanbul’ mısralarını hatırlarcasına şiir dolu, duygu ve düşünce dolu unutulmayacak bir günü daha yaşadık. Şunun altını çizmek gerekirse, Paris’e gidip Eiffel’e çıkmadan dönmek olmaz.
            Paris seyahatimin duygu ve düşünce dünyamda yeni ufuklar açtığını söyleyebilirim. Ülkemizin insanının yaşam kalitesiyle Fransız halkının yaşam kalitesi arasında dağlar kadar mesafe vardır. Batı standartlarına erişmemiz için daha çooook çalışmalıyız çooook. Şimdiye kadar batının teknolojisini değil, kültürünü ithal edip kendimizi batılı addetmişiz. Batı dünyasının olanaklarını kendi kültürümüzle yoğurarak müreffeh dünyanın nimetlerine erişiriz. Batının neyi nasıl yaptığını araştırarak olumlu taraflarını kendimize uyarlayabiliriz. Yoksa, ‘kes- kopyala, yapıştır’la yerimizde saymaya mahkumuz. Sözün özü doğuda da batılılar gibi yaşayabilir, onların yaşam standartlarına erişebiliriz. AB standartlarında yaşamamız için AB’ye girmemiz gerekmez.
            Nesinden söz etsem sana nesinden
            Mahrumum ezanın, kuşun sesinden
             Paris’in buğulu penceresinden
             İzleyip dururum seni Türkiye’m. 

           Okuyarak bilgilenmenin teoriden ileri gitmediğini fakat gezerek- görerek öğrenmenin işin uygulaması olduğunu öğrendim. Her ikisini birlikte gerçekleştirmek ise işin mükemmeliyetini anlatır. Bize bu fırsatı tanıyan oğlum Bilgehan’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Mevla’m her şeyi gönlüne göre versin. Moda, lüks ve turizm şehri Paris’ten anlatacaklarım şimdilik bu kadar..
            Ömründe birgün olsun
             Paris’i görmelisin.
             Doyumsuz bir yaşamın
             İzini sürmelisin.
                             Muhammet AVCI/ Adapazarı
             

 

Bu içerik 981 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Diğer Haberler

KONUK YAZARLAR

Hasan Avcı(İst) Hasan Avcı(İst)
Bayram Gelmiş Neyimize
Bilgehan Avcı Bilgehan Avcı
Paris'te Bir Bayram Sabahı
Tarkan Yılmaz Tarkan Yılmaz
Zehir ve Cevher
Muhammet Avcı Muhammet Avcı
Bu Güzellik Sürüp Gitsin
Hasan Avcı Hasan  Avcı
cânâ( şiir)
Kazım Avcı Kazım Avcı
Cumhuriyeti Anlamak
Miraç Avcı Miraç Avcı
Yüzümden düşen sanki bin parça

SİTE ANKET

Sizce kitabın çağı geçti mi?