Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


Bayram Gelmiş Neyimize


Açıklama: Sanırım içimizdeki kirlerin yıkanabilmesi için daha çok sel sularının akması gerekecek.
Kategori: Köşe Yazıları
Eklenme Tarihi: 02 Temmuz 2016
Geçerli Tarih: 21 Haziran 2018, 02:07
Site: Yanıkozan Fikir Ve Sanat Sitesi
URL: http://www.yanikozan.com/yazar.asp?yaziID=213


Uzun zamanlar geçti köyden ayrılalı, bizi bu sitede birleştiren, şenliğe büyük bir hevesle koşmamızı sağlayan ortak duygunun adı "gurbet" . biliyoruz ki nerede olursak olalım, ister dağ başında, ister yurtdışında, isterse lüks bir konutta, köyümüzde içtiğimiz sıcacık çayın tadı, yol üstünde Hasan Amcayla yapılan muhabbet, Katmigir'den kicinayla dünyaya yayılan ses ve ormanlar içinde alınan derin bir nefestir bizi hayata bağlayan... akrabalarla yapılan sıcacık sohbetler, dedenizin, nenenizin duasını alabilmek Antalya sahillerinde denize dalmaktan daha güzel daha evladır benim için.
Bilmem kaç güz, kaç kış kaç bayram geçti köyümüzden ayrı. Bu sitenin varlığı bir nebze olsun dindiriyor hasretimizi. Şöyle bir dönüp arkama baktığımda hatırladığım anılar arasında en kıymetli olanlar hep köyümle ilgilidir. Hayatımın en güzel hediyesi dedemin öpülesi elleriyle yaptığı kızaktır. En güzel karnem ilkokul birinci sınıfta Mevlüt Öğretmenimin teşekkür kurdelasıyla verdiği karnedir. En güzel bayramım babamın şehirden getirdiği zincirli pantolon ve yeni lastik ayakkabılarımı giyerek camiye gittiğim bişi kokan bayramdır.
İlk hatırladığım ramazan ise köyün o kalabalık zamanlarında iftar saatinden önce Natalehev’a su getirmek için gittiğim ramazandır. Köyün her hanesinden bir çocuk elinde güğüm ve ya sürahi ile natelahev suyunda olurdu muhakkak. O zamanın ramazanları için gelenek haline gelmiş bir olaydı bu. Mevlüt Hocamızın güzel sesiyle açtığımız ramazanlardan bahsediyorum. Hani o zaman çocuktuk ön dişlerimizle tutuyor olsak da orucumuzu yine de anlamlıydı bizim için o oruçlar. Sahur vaktinde canım annemin kıyamayarak uyandırmadığı halde uyandığımda beni de çağırsınlar diye yatak içerisinde kıvrandığım zaman dilimleri. Erişte kokusuyla anlam bulan, bir tas Kalaco kıvamındaki güzel Ramazanlarımız. Hangisini tercih edersiniz diye sorsam pek çoğunuz eminim o yıllara dönmek ister.
Malumunuz Paylaşmanın kardeşliğin ve dostluğun en üst boyutlarına ulaştığı
mübarek zaman dilimindeyiz. Tüm coşkusu ve hevesiyle hissettiriyor kendini Ramazan İstanbul’da. Birkaç gün öncesinde yaşanılan sel felaketi mübarek zaman diliminde tadımızı kaçırmış olsa da daha çok af dileyerek ve Rahmet ve azabın gerçek sahibine daha çok sığınarak huzur bulmaya çalışıyoruz.
İstanbul dışında oturanlara ne kadar uzaksa bu görüntüler bize de o kadar uzak. Halbuki hemen yanı başımız Halkalı ve İkitelli. Sel felaketinin olduğu yerlere o kadar yakınız ama İstanbul’da mesafelerin yakınlığı çok fazla şey değiştirmiyor bizler için. Herkes kendi dünyasında, kendi hayatının yoğunluğuna dalmış durumda. Biliyoruz ki Müslüman olmanın temelinde komşusu açken yatan bizden değildir.” Hadis-i şerifinin getirdiği paylaşma duygusu yatmaktadır. Sadece açlığı paylaşmak değildir anlatılmak istenen aslında. Acıyı, hüznü, sevinci, felaketi yani birbirimize en ihtiyacımız olduğu anları paylaşabilmektir. Bu hadis ışığında oturup düşündüğümüzde bazı şeyleri eksik yaptığımızı düşünmekten kendimi alamıyorum. En azından ben sıcacık yatağıma uzanırken çok yakınımda birilerinin evladını, babasını kaybetmiş olmanın acısını yaşarken ve ya evsiz kalmanın aç ve açıkta kalmanın acısını yaşarken böyle rahat olabilmek beni derin derin düşündürüyor.
Ya da sel sularıyla gelen fabrika ve ya mağaza ürünlerine hücum eden insanlara ne demeliyiz? Kızmak değil aslında içimden gelen nasıl bu kadar hoyrat bu kadar vurdumduymaz olabiliyoruz? Helal haram boyutuyla düşünemiyor mu insanlar, başkasının acısına zararına sebep olan şeylere nasıl el sürebiliyor insan? Bu mudur paylaşmak? Bu mudur Müslüman hassasiyeti? Rabbim sen bizleri parayla malla mülkle imtihan etme! Etme ki biz aciz kulların bu imtihanların altından kalkabilecek olgunlukta değiliz henüz.

Biz ramazanı sabrın, şükrün ve günahlarımızın affı için değil de eğlence ve şenlik ayı şeklinde geçirdiğimiz sürece, Ramazan bizim için Sultanahmet ve Eyüp Feshane’den çok Kur’an okuma ve af dileme ayı olmadığı sürece, iftar sofralarımızı dualar değil de envai çeşit yemekler doldurduğu sürece ramazanı şerifin gerçek ruhuna eremeyeceğimiz bir gerçek .
Sanırım içimizdeki kirlerin yıkanabilmesi için daha çok sel sularının akması gerekecek.

 


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster