Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


Benim Zamanımın İmtihanları


Açıklama: Tüm bu anlattıklarım aslında bir konferans konusu kadar derin ve anlamlıdır. Sırası geldiğinde çevremdeki gençlere benim yaşadıklarımı anlatır, içinden dersler çıkarmalarını öneririm. Bire-bir erişemediğim gençlere ise bu yazım yeterli olur kanaatindeyim.
Kategori: Hayattan
Eklenme Tarihi: 17 Haziran 2017
Geçerli Tarih: 17 Ekim 2018, 19:23
Site: Yanıkozan Fikir Ve Sanat Sitesi
URL: http://www.yanikozan.com/haber_detay.asp?haberID=220


                                    
               İmtihan diyorum, çünkü benim öğrenim gördüğüm zamanda sınav sözcüğü kullanılmıyordu. Ondandır ki ileri yaştaki insanlar imtihan sözcüğünü hala belleklerinden atamamışlardır. Benim zamanımda da sınavlar yapılırdı fakat şekil olarak değişikti. Kırk yılın öncesinin sınavları yazılı şeklinde olur, test yöntemi yalnız merkezi sınavlarda uygulanırdı.
              Benim zamanımda, ilkokulu, ortaokulu, liseyi ve yüksek okulu bitirme sınavları vardı. İlkokulu bitirme sınavımda kabakulak hastalığına yakalanmıştım fakat hasta hasta sınava girdiğimi hala unutamam. Şimdi ki gibi düzey belirleme sınavları olmazdı. Yalnız ortaokulu bitirdikten sonra Sağlık Meslek Lisesi sınavına girdiğimi hatırlarım ki kazanmayı bırakın sınav sonuç belgesinin de gönderilmediğini söyleyebilirim. O belge gönderilmiş olsaydı, benim hayatımı yönlendirmemde çok büyük etki yapardı. Çünkü benim sayısalcı mı- sözelci mi olduğumu anlar ve lisede bölüm seçmeme yarardı. Kaldı ki, ortaokulda matematikten hep bütünlemeyle sınıf geçmeme karşın lisenin matematik bölümünden mezun olmuş olmam çarpıklığı anlatmama yeter sanırım. Benim zamanımda rehberlik diye bir kavram yoktu. Çocuğu büyükleri yönlendirir ve diledikleri okula ve bölüme kayıt yaptırmada birinci rolü oynarlardı. Ta ki ben de üniversite sınavına girip sonuç belgesi geldiğinde sayısaldan mezun olmama rağmen sözel puanımın yüksek geldiğini gördüğümde sözelci olduğumu fark etmiştim. Eğer ben keşfedilip doğru yönlendirilseydim idealim olan edebiyat fakültelerinin birinde okur ve bir ömür boyu içimde yer alan özlemimi gerçekleştirirdim.İletişimcilik ve edebiyat hala benim içimde bir ukde olarak kalan sızıdır.  Kaldı ki üniversite giriş sınavı tercihi yaparken hiçbir kimsenin katkısı olmaksızın en büyük puanlı ve en çok istediğim bölümleri sıralamamda ki ustalığımın üzerine söz söylenemez. Benim, en son tercihle girdiğim Kars Eğitim Enstitüsüne yanlış tercih yapması sonucu Erzurumlu bir arkadaşım ilk tercihle yerleştiydi. Çünkü o en az istediği bölümü en başa yazmış ve benden kırk iki puanı fazla olmasına karşılık tercih kurbanı olup aynı sıralarda eğitim görmemize sebep olmuştu. Eğer doğru tercih yapmış olsaydı, benim ilkokul öğretmeni olduğum halde o lise öğretmeni olurdu. Buradan çıkan sonuçla rehberliğin insan hayatında ne kadar önemli olduğunu anlıyorum.
              Benim zamanımda zor bulunan ders kitabının dışında kaynak kitap bulamama sıkıntısı vardı. Üniversiteye hazırlanmama yüz yirmi sayfalık tek ‘Eğitim Enstitülerine Giriş Testleri’ kitabımdan başka bir kaynağım yoktu. Kitabın içindeki soruları defalarca çözmüş, soruları adeta ezberlemiştim. Dershaneler ise yalnız büyük şehirlerde bulunuyorlardı. Gazetelerdeki ilanlarla ‘Büyük Dershane, Unkapanı Dershanesi’nin varlıklarını okuyordum. Dershaneye gitmek, büyük bir hayaldi. Üniversite sınavları şimdiki gibi tüm il merkezlerinde değil, yalnız büyük şehirlerde yapılırdı. Ben de bu sınava Trabzon’da girmiştim. Sınava girmek de aileye büyük bir külfetti. Sınav sorularının gazetelerde yayınlandığını söyleyemem. Sonuçlar ise, aylar sonra adaylara zarflarla gönderilirdi. Şimdiki gibi internetten sonuçları öğrenmek gibi bir lüksümüz yoktu. Sınava başvururken tercihler de beraberinde yapılırdı. Şimdiki gibi puana göre tercih yapma şansımız maalesef bulunmamaktaydı. Sınav sonucunu günlerce merak eder, rüyalarımıza kadar yansıtırdık. Ben de rüyamda ‘sınavı kazanamadınız’ sonucunu gördüğümde ne kadar üzüldüğümü bilemezsiniz. Fakat sonuç gördüğüm rüyanın aksine ‘ sınavı kazandınız’ şeklinde geldiğinde bir o kadar sevinmiştim.
          Ne var ki iletişim bugünkü gibi gelişmiş olmadığından sınavda şifreleme ve kopyalama gibi tatsız olaylar yaşanmıyordu benim zamanımda. Çünkü merkezi sınavlara olan güvenimiz tamdı. O zamanlarda okuma imkânları her ne kadar zorsa da okulu bitirince meslek sahibi olmak çok kolaydı. Şimdikiler gibi bizler KPSS sendromunu yaşamadık. Ne var ki bizim zamanımızda okuyan insan az olduğundan örnek teşkil edecek meslekler de sınırlıydı. Ondandır ki bizim oralarda ‘büyüyünce ya öğretmen olacağım ya da ormancı’ söylemi çok yaygındı.
         Tüm bu anlattıklarım aslında bir konferans konusu kadar derin ve anlamlıdır. Sırası geldiğinde çevremdeki gençlere benim yaşadıklarımı anlatır, içinden dersler çıkarmalarını öneririm. Bire-bir erişemediğim gençlere ise bu yazım yeterli olur kanaatindeyim.
                  Muhammet AVCI 2011/ Akyazı-Sakarya

Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster