Şair, Muhammet Avcı, 18.02. 1955 Artvin ilinin Şavşat ilçesine bağlı Yanıklı köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Hamit, annesinin adı Muhsine’dir. Babasını beş yaşında bir iş kazasında kaybetti. Küçük yaşta yetim kalan şairi annesi, ağabeyleri, ablaları, amcası ve dayıları büyütür. Şair bu kişilerin emeklerini her zaman saygıyla anmaktadır. Babasız bir yaşam şairin tüm sanat yaşamına ister istemez yansıyacak ve trajik konuları, ölümleri, ayrılıkları, acıları, yalnızlıkları, özlemleri ve aşkları anlatmaya itecektir şairimizi.
Şairin doğduğu köy, bir orman köyüdür. Halkın geçim kaynağı orman ürünleri ve hayvancılıktır. Kışları ağır geçer. Arazi tarıma elverişli değildir. Bu da yöre insanını zorunlu olarak eğitime yöneltmiştir. Çok zor koşullarda eğitim görmeye çalışır köy çocukları. Maddi olanaklar olmadığından kısa yoldan hayata tutunmak, devlet memuru olmak hem ailelerin, hem de çocukların hülyasıdır.
İlkokulu doğduğu köyde okur. Sanata ve şiire olan duyarlılığı, yatkınlığı o zamanlarda başlar. İlkokul öğretmeni, küçük şairin şiirlerini okulun duvar gazetesinde yayımlar. O şiirleri hatırlamasa da öğretmeninin duyarlı yaklaşımını hiç unutamıyor şairimiz.
Ortaokula Artvin’de devam eder. Ortaokul çağlarında ‘’bahar’’ ve ‘’doğa’’ konulu şiirler yazar. Şair olmaya ve mutlaka bir şiir kitabı yayımlamaya o zaman karar verir.
Lise birinci sınıfı İstanbul’da okur. Edebiyat öğretmeni onları sınıfça Tevfik Fikret müzesine (Aşiyan) ve Yahya Kemal’in kabrine götürür. Bu gezi, kendisini çok etkiler. Ziyaret sırasındaki heyecanı hala unutamadığını söylüyor.
Lisenin ikinci ve üçüncü sınıflarını Artvin Kazım Karabekir lisesinde tamamlar. Lisede eğitime devam ederken ikinci cumhurbaşkanımız İsmet İnönü vefat eder. Edebiyat öğretmeni sınıfın tüm öğrencilerini kütüphaneye götürür ve İsmet İnönü hakkında yazılan yazılarla ilgili bir tarama çalışması yaptırır. Derlenen yazılar İsmet İnönü’nün ölümü nedeniyle yapılacak törenle okunacaktır. Bu esnada şairin zihninde, taradığı konuyla ilgili diziler şekillenmeye başlar. Kütüphanenin bit köşesine çekilip bu mısraları yazıya dökerek şiiri tamamlar. Utana sıkıla, öğretmenine şiiri gösterir. Öğretmeni şiiri çok beğenir ve ildeki törende şiiri kendisine okutturur. Bu olay şaire inanılmaz bir güven kazandırır. ‘’Belki de İsmet İnönü için yazılmış ilk ve tek şiir odur.’’, demektedir şairimiz. Ama ne yazık ki o şiirden hafızasında fazla dize kalmamıştır.
Yüksek öğrenimini Kars Eğitim Enstitüsü’nde görür. O yıllar ideolojilerin çalıştığı, eyleme dönüştüğü zor yıllardı. Daha çok ideolojik şiirler yazar ve bu şiirlerini Kars’taki yerel gazetelerde yayımlanır.
Biz kimse için ölmeyiz
Kimseden emir almayız
Kimseye uşak olmayız
Kimse bizi kullanamaz
O yıllarda yazdığı şiirler, şairin Kars’ta ünlenmesini sağlar. Şiir denince, arkadaş çevresinde ve ildeki yerel basında şairimiz akla gelir.
Herkeste çalışma hissi
Bir yanda fabrika sisi
Öbür yanda ezan sesi
Çağa böyle uymalıyız
Kars’ta tanınan şair, bir gün kırtasiye dükkânına şiir defteri almak için girer. Kırtasiyeciden çıkarken fiili saldırıya uğrar. Bu çirkin saldırıyı yaşamı boyunca unutamaz. Kendisi o dönemde yazdığı şiirlerini pek önemsemez ve bu gün o şiirlerin kendisi için bir anlam ifade etmediğini söyler. Bu şiirleri ancak o dönemleri yaşayanların anlayıp okuyacağını ifade eden şair, ‘’onlar benim küllenen acılarımdır.’’der.
Kars’ta halk şiirimizin son ustalarından Murat Çobanoğlu’nun kahvesine devam edememesine çok üzülmüş ve bu arzu içinde bir ukde olarak kalmıştır. Bugün bir ozan olarak tanınmamasına o devamsızlığın neden olduğunu düşünür. Öğretmen olarak ilk ataması Trabzon’un Of ilçesine bağlı Hayrat Merkez ilkokuluna yapılır. Bu yıllar daha çok, gurbet konulu şiirlerin yazıldığı yıllardır.
Samsun ikinci durağıdır şairin. Terme ilçesine bağlı Töngellibel ilkokulunda görev yapar yıllarca. Ülke sorunları ve sevda şiirlerinin yükünü oluşturur bu dönemde.
1989 yılında doğduğu şehre, Artvin’e ataması yapılır. Gurbet şiirlerinin soluklandığı bu dönemde öğretmenlik mesleğiyle ilgili didaktik-lirik şiirleri alır şair.
Artvin’de düzenlenen çeşitli yarışmalarda birçok ödül alır. ‘’24 Kasım Öğretmenler Günü’’ dolayısıyla yapılan şiir yarışmalarında iki kez birincilik ödülünü alır.
Şairimizin son tayin durağı Sakarya’nın Akyazı ilçesi olur. Akyazı yılları şairin şiir çalışmalarını yoğunlaştırdığı bir dönem olur sanat yaşamında. Yazdığı şiirlerini çeşitli internet sitelerinde özellikle http://www.yanikli.com'da yayımlar. Gurbet acıları memleket özlemi ağırlıktadır artık şiirleri.
Üstat Necip Fazıl, anneler için yazdığı bir şiirinde:
‘’Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar’’der.
Bu dize şairin içinden çıktığı toplumla şair arasında olması gereken ilişkiye benzer. Toplum çocuk, şair ise annedir.
Son yıllarda ülkemizin yaşadığı terör belası Anadolu’nun hemen hemen her hanesine ateş düşürmüş yürekleri dağlamıştır. Şair bu acıyı duymazdan gelemez.
Şair mahlasının “Yanık Ozan” olmasını hem yanık yanık şiirler yazmasına hem de Yanıklı köyünden olmasına bağlar.
Akyazı Atatürk ilköğretim Okulundan 2006 yılında emekliye ayrılır. Evli ve beş çocuk babası olan şair halen Akyazı da oturmaktadır. Şiir yazmaya devam eden ve 2008 de ilk şiir kitabını yayımlamayı düşünen şairimiz son dönem şiirlerinde tasavvufi ve felsefi konulara da değinir.
Şiirlerinde aşkı gurbet acısını yurt ve millet sevgisini ölümü ve toplumsal sorunları işleyen şairin iki yüzü aşkın şiiri vardır. Genelde hece ölçüsüyle şiirler yazar. Serbest ölçüyle yazdığı çok az şiiri vardır. Akrostiş şiir yazmayı da çok sevdiğini ifade eder. Son dönem Türk edebiyatının en büyük şairlerinden olan Abdurrahim Karakoç’u beni en çok etkileyen şair diye tanımlar. Bu etkiyi şiirlerde görmek mümkündür.
Şiir, şairin yaşamını kuşatmış, evde, sokakta, dağda, kırda ve kentte ayrılmaz bir parçası olmuştur. Hasan AVCI/ Edebiyat Öğretmeni- Hatay